
Geçtiğimiz hafta, kurucuları arasında yer almaktan büyük bir onur duyduğum Türk İnternet Medya Birliği (TİMBİR) programı kapsamında Şanlıurfa’daydık.
Daha şehre adım atar atmaz, insanı saran o kadim atmosfer size buranın sıradan bir şehir olmadığını hissettiriyor. Şanlıurfa; gastronomi şehri olmasının ötesinde, peygamberler diyarı, inancın, sabrın ve tarihin iç içe geçtiği müstesna bir coğrafya.

“Tarihin sıfır noktası” olarak nitelendirilen Göbeklitepe’yi ziyaret etmek, kelimelerle anlatılması zor bir tecrübe. İnsanlığın bilinen tarihini yeniden yazdıracak nitelikte olan bu eşsiz alan, bizlere binlerce yıl öncesinde dahi insanlığın ne denli derin bir inanç ve medeniyet anlayışına sahip olduğunu gösteriyor. Taşlara kazınmış semboller, sadece arkeolojik bir keşif değil; aynı zamanda insanlığın ortak hafızasına tutulan güçlü bir ışık.
Program kapsamında Harran’a uzanırken, tarihin bir başka durağında nefes aldık. İlk gözlemevinin bulunduğu bu kadim şehirde, konik kubbeleriyle meşhur kümbet evler geçmişle bugün arasında köprü kuruyor. Harran, ilmin ve bilimin bu topraklarda ne denli köklü bir geçmişe sahip olduğunun sessiz ama güçlü bir şahidi.
Şanlıurfa denildiğinde sabrın sembolü Hz. Eyyüp Peygamber’i anmamak mümkün değil. Onun makamında edilen dualar, sabrın ve teslimiyetin ne demek olduğunu insana bir kez daha hatırlatıyor. Bu topraklar, sadece tarihin değil, aynı zamanda derin bir manevi iklimin de merkezi.
Bu anlamlı programda bizleri büyük bir misafirperverlikle ağırlayan başta TİMBİR Başkanı Sayın Süleyman Basa’ya, ev sahipliği boyunca yanımızdan ayrılmayan Mustafa Arısüt’e, can dostum Cengiz Aksan’a, profesyonel rehberleri aratmayan anlatımları ile Av. Cüneyd Altıparmak’a ve programın vazgeçilmez isimlerinden Eren Turan kardeşime gönülden teşekkür ediyorum.
Şanlıurfa, İslam medeniyetinin merkezlerinden biri. Ne var ki bugün dünyaya “buluş” diye sunulan pek çok bilimsel gelişmenin temellerinin, yüzyıllar önce İslam âlimleri tarafından atıldığını görmek insanı hem gururlandırıyor hem de düşündürüyor. Bu noktada merhum Prof. Dr. Fuat Sezgin’i anmadan geçmek mümkün değil.
Fuat Sezgin Hoca, ömrünü Müslüman bilim insanlarının yaptığı çalışmaları araştırmaya, gün yüzüne çıkarmaya ve hak ettiği değeri yeniden kazandırmaya adamış çok kıymetli bir ilim insanıydı. Batı merkezli bilim tarihinin eksik ve taraflı anlatılarına karşı, belgelerle, eserlerle ve somut çalışmalarla İslam medeniyetinin bilime yaptığı katkıları ortaya koymuştu. Onun çalışmaları sayesinde; astronomiden tıbba, matematikten coğrafyaya kadar pek çok alanda Müslüman âlimlerin asırlar öncesinden insanlığa ışık tuttuğunu bir kez daha net şekilde gördük.
Bugün “modern icat” olarak anlatılan pek çok buluşun aslında İslam âlimlerinin çalışmalarından ilham alınarak geliştirildiğini bilmek, bu medeniyetin ne denli güçlü bir ilim geleneğine sahip olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Fuat Sezgin Hoca, bize sadece geçmişi anlatmadı; aynı zamanda özgüvenimizi, medeniyet idrakimizi ve ilme bakışımızı da yeniden inşa etti. Rabbim kendisine rahmet eylesin.
Şanlıurfa gezisi, bizler için sadece bir seyahat değil; tarihle, inançla ve ilimle yapılan derin bir yolculuk oldu.

Bu manevi yolculuğun en anlamlı duraklarından biri ise Seyda Şeyh İzzeddin Aksan (ks) ziyareti oldu. Kendisiyle bir araya gelme imkânı bulduk, sohbetinden istifade ettik. Gönüllere dokunan sözleri, hikmetli yaklaşımı ve derin irfanı bizlere bir kez daha bu toprakların sadece taş ve tarihten ibaret olmadığını gösterdi. O sohbet anlarında zaman adeta yavaşladı; insan kendini hem dinlerken hem de iç muhasebe yaparken buluyor. Manevi atmosferi güçlü bu buluşma, Şanlıurfa’nın kalbinde yer alan irfan geleneğinin bugün hâlâ diri ve yol gösterici olduğunu bizlere hissettirdi.
Bu kadim şehirden ayrılırken, insan hem zihnen hem ruhen zenginleşmiş hissediyor.
Şanlıurfa, geçmişiyle konuşan, bugünüyle öğreten ve geleceğe ışık tutan nadide şehirlerimizden biri.

